Celtic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Celtic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2009 Salı

İçinden Old Firm Geçen Adamlar (Henrik Larsson)

Henrik Edward Larsson, 1971 yılında Helsinborg'ta dünyaya geldi.Babası Cape Verdeli göçmen bir işçiydi.Tek hayali evlatlarının başarılı hayatlara sahip olmasıydı.Bunun için gece gündüz çalışıyor, yaşamın tüm zorluklarına çocukları için katlanıyordu.Henrik, kardeşi Robert'e göre daha içine kapanıktı.Robert onun bu renksizliğini değiştirmek için ona türlü şakalar yapar, komik şeyler anlatır fakat hafif bir gülümseme ile avutulurdu.Henrik, kendisini futbol topunun peşinde ifade etmeyi seviyordu.Televizyonda İngiltere liginden maçlar izliyor, Dalglish'in, Keegan'ın oynadığı gibi oynamaya çalışıyordu. Soğukta ordan oraya koştururken zamanın nasıl geçtiğini unutuyor, çoğu zaman babasından azar işitiyordu.''Neden Robert gibi olamıyorsun?O serserilerin peşinde dolanıp duruyorsun.Okuluna önem vermelisin!'' diye haykıran babasına, ''Bende bir serseri olmak istiyorum.'' diyerek cevap verecek, günlerce kimseyle konuşmayacaktı.En sonunda karne döneminde sınıfı geçtiğini öğrenen babası oğlundan özür dileyerek, ufacık maaşından arttırdığı parayla bir futbol ayakkabısı satın alacaktı.15 yaşındayken lisenin okul takımına seçilmeyecek olması onu asla yıldırmıyordu.Eskisinden daha sıkı çalışıp gelecek sene takıma girmeyi kafasına koymuştu.Bir yıl sonraki seçmelerde, muhteşem bir performans ortaya koymuştu.Högaborg'da antrenör olarakta çalışan beden eğitimi hocası ona idmanlara katılmayı teklif edecekti.Bu teklif karşısında fazla heyecanlanmayacak, normal bir olay gibi karşılayacaktı.Högaborg ile ilk idmanın çıktığında takımda ondan iyi oynayan hiç bir oyuncu yoktu.Bir kaç hafta daha gidip geldiği idmanlarda gösterdiği performans ile önüne profesyonel bir kontrat sürülüvermişti.Babasına danışarak imzayı atan genç adam, ülkesi için ne kadar büyük bir adım attığının farkında değildi.Högaborg'da geçirdiği ilk 2 sezonda golcü kimliği ön plana çıkmamıştı.Zira önünde ondan daha tecrübeli isimler vardı.1991 sezonun başında ağır sakatlık yaşayan ''tecrübeli'' forvetler sırayı bu rastalı genç adama devrediyordu.O da 32 maçta 15 gol atarak hem takımın skor yükünü çekiyor hem de olgun oyun zekasıyla pek çok asiste imza atıyordu.Ondaki bu gelişmeyi izleyen Helsinborgs IF antrenörleri, bu genç adama kafayı takıyorlardı.Ancak Henrik, sıradan bir işte vaktini öldürüyor, futbola gerçek bir iş olarak bakmıyordu.Bir gün ofiste çalışırken kendisine gelen teklifi bir arkadaşının zoruyla kabul ediyordu.Aylık 300 pound alacağı söylendiğinde ise sevgilisi Magdelena ile hayaller kurmaya başlıyordu.21 yaşındaki Henrik, ilk sezonunda 31 maçta 34 gol atarak olağanüstü bir performans gösteriyor, takımını 22 yıl sonra Allsvenskan'a taşıyordu.En üst seviyede oynamanın zorluğunu bilen Henrik, daha sıkı çalışıyor ve ilk sezonu aratmayan bir performans ile takımını sırtlıyordu.
Geçirdiği 2 muhteşem sezonun ardından yurtdışından teklifler yağmaya başlamıştı.Tam İsviçre ekibi Grasshoppers ile anlaşmak üzereyken, Feyenoord'un teklifi gelecek, nispeten daha büyük bir ligde oynama isteğiyle Hollanda'ya doğru yol alacaktı.İlk sezonunda bekleneni veremesede, 2. sezonunda kendi formunu buluyordu.94 yazında Dünya Kupası için İsveç milli takımına katılıyordu.Kenneth Andersson ve Thomas Brolin gibi usta isimleri iyi bir şekilde yedekleyen Henrik, gelecek için umut saçıyordu.O turnuvada 3. olan İsveç takımının altın çocuklarından olan Larsson, memleketinde krallar gibi karşılanıyordu.94-95 sezonunda yine beklenen bir performans sergileyen Henrik için kabus gibi bir sezon geliyordu.95-96 ve 96-97 sezonlarında Arie Haan tarafından saçma sapan yerlerde oynatılıyor, kendisini santrfor olarak kabul ettiremiyordu.Sezon sonunda kontratındaki serbest kalma maddesini hocasına hatırlatıyor, açıkca gitmek istediğini söylüyordu.O yıllarda onu Feyenoord'a getiren Wim Jansen Celtic'in başındaydı ve Larsson'un ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu biliyordu.Onu Parkhead'e getirmek için çalışmalara başlıyor ve 27 temmuz 1997'de Larsson Celtic'e imza atıyordu.Geldiği günden itibaren taraftardan ve şehirden etkilenen Henrik, ilk günkü heyecanıyla çalışmalara başlıyordu.İlk sezonunu ''British'' futbola alışmakla geçiriyor, 44 maçta 16 gole imza atıyordu.Takımın Rangers'ın 9 sezondur süren hakimiyetine son vermesinde baş rolü oynayan isimlerden oluyordu.98-99 Larsson adına iyi geçsede takım hem ligi hem de kupayı kaybediyordu.Bir sonraki sezon göreve Liverpool efsanesi John Barnes geliyordu.Takım sezona iyi bir başlangıç yapıyordu.Arkadaşlık üst seviyedeydi.Ancak O.Lyon ile oynanan maçta bacağının iki yerden kırılması Henrik için gerçek bir kabus oluyordu.Tüm sezonu kaçırması takımın ritmini bozacak, şampiyonluğa mal olacaktı.EURO 2000'de zorlu bir gruba düşen İsveç kadrosuna katılması sağlığı açısından önemli bir sınav olacaktı.Sağlığı konusunda endişeleri kaybolsada, İsveç gruptan çıkamayacaktı.
2000-2001 sezonu başında göreve gelen Martin O'Neill ile Celtic'te yepyeni bir dönem başlıyordu.Celtic üst üste 2 sezon şampiyonluğu kazanıyor, Henrik ise gol krallığını kimseye kaptırmıyordu.Öyle ki 2000-2001 sezonunda Avrupa'da altın ayakkabı ödülünü İsveç adına kazanan ilk futbolcu oluyordu.2002'de çift teknik adamla Dünya Kupası'na giden İsveç'te kadronun en önemli parçası Henrik'ten başkası değildi.ölüm grubundan lider çıkıyorlar, nehri aşıp çayda boğuluyorlardı.Afrika'nın altın çocukları Kuzeylileri altın golle evlerine yolluyordu.2002-2003 sezonunda şampiyonluğu averajla Rangers'a kaptırmaları takımda büyük bir hırs yoğunluğuna neden oluyordu.Bu hırsla ve O'neill'ın başarılı taktikleriyle ligi kazanırlarken, UEFA Kupası'nda da finale çıkıyorlardı.Sevilla'da oynanan maçta Larsson'un 2 golü kupayı Glasgow'a getirmeye yetmeyecek, Derlei'nin altın golüyle gülen taraf Porto olacaktı.2002'de milli formaya veda etmesini açıklamasına rağmen Portekiz'de oynanacak turnuva için içi içine sığmıyordu.Bu turnuvada da gruptan lider olarak çıkan İsveç, çeyrek finalde Hollanda'ya eleniyordu.

Celtic'ten muhteşem anılarla ayrılan Henrik için yeni durak Barcelona'ydı.Burada da ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlayacak, İsveç'i gururla temsil edecekti.Parkhead'de ulaşamadığı Avrupa Kupası hayaline Nou Camp'ta ulaşacak, büyüklüğünü finalde oynadığı futbolla herkese gösterecekti.Artık yaşının verdiği olumsuzluklar ve çocuklarına İsveç kültürünü aşılamak için Helsinborgs IF'e dönme kararı alacaktı.2006'da Almanya'ya gitmek için bir kez daha yemin bozacak olan Henrik, 3 farklı Dünya Kupası'nda gol atan 6. oyuncu olacaktı(Okura google ödevi: Diğer 5 oyuncuyu posta yorum olarak gönderiniz.).Helsinborg ile başlayan yolculuğunda, Alex Ferguson gibi bir hocayı etkileyecek ve kiralık olarak Man. Utd.'ye gidecekti.Orada da kendine yakışanı yapacak, Ada'da adını unutanlara hatırlatacaktı.2008'de bir yemin daha bozan ve İsveç kadrosuna alınan Larsson takımın gruptan çıkmasına yardımcı olamayacaktı.Muhteşem bir kariyer ve büyük bir saygınlık içinde futbol yaşantısını 39 gün önce noktaladı.Kazanılacak her şeyi kazandı ve bir beyefendi gibi çekti gitti yeşil sahalardan.

5 Eylül 2009 Cumartesi

İçinden Old Firm Geçen Adamlar (Pierre van Hooijdonk)

25 Kasım 1969'da Steenbergen'de doğdu.Yaşadığı çevrede Surinamlı, marjinal işler yapan göçmenler bol sayıda mevcuttu.Kendiside bunlardan biriydi zaten!Zira futbol topunun peşinde daha önce kimsenin koşmadığı gibi koşuyor, her şeyini oyuna veriyordu.SC Welberg'in genç takımına alındığında dünyalar onun olmuştu.Herkesi yenebilir, her zorluğun üstesinden gelebilirdi.Nitekim bu küçük deryanın en büyük balığı olmayı başardı Pierre.11 yaşında NAC Breda'nın seçmelerinde kendini onlara beğendirmeyi başardı.Artık futboldan hayatını kazanabileceğine kesin gözüyle bakıyordu.NAC'de başladığı kariyeri çok güzel gidiyordu.Bir şey dışında!Takımda ondan iyi kafa vuruşu yapan, ondan çok gol atan olmadığı halde antrenörü onu sağ kanatta oynatıyor, küçük Pierre ne yaptıysa santrfor mevkiine geçemiyordu.Sürekli huzursuzluk çıkarıyor, haklı olduğunu kanıtlamak istercesine oyun içinde santrfora geçiyordu.Takım arkadaşlarından hiç bir itiraz gelmemesine rağmen antrenör saha kenarında deliye dönüyor, sürekli ona bağırıyordu.14 yaşında NAC'de geçirdiği 3 yılın ardından antrenörü ona, dikkafalı, laf anlamaz ve uyumsuz olduğu gerekçesiyle NAC'de oynayacak kadar iyi olmadığını söylüyordu.Hırsından yumruklarını sıkmıştı.Kendi kendine, bir gün NAC'de oynayacağının sözünü vererek takımdan ayrıldı.Artık elinde hiç bir şeyi yoktu.Marjinal abilerinin nüfuzu sayesinde doğduğu yerin takımı olan VV Steenbergen'e gitti.Burada 3 yıl boyunca gösterdiği parlak performans sayesinde A takıma yükselmeyi başardı.2 yıl daha amatör kümede VV Steenbergen formasını giydi.RBC Rosendaal antrenörlerinden Tiny van Dijk oyun stilinden etkilenmişti.Hemen RBC'den gelen kontrat teklifini kabul etti ve profesyonel futbola ilk adımlarını attı.RBC'nin 88-89 yılında yaşadığı finansal kriz sebebiyle pek çok yıldız oyuncusu satılmıştı.Başarıyı gençlerde arayan Rosendaal ekibi Pierre'de şans vermişti.Eline geçen bu fırsatı iyi kullandı.Sezonun ilk yarısında genelde sonradan oyuna giren kahramanımız, 3 gol atmayı başardı.2. yarı başlarken takımın santrforunun sakatlanmasıyla birden ön plana çıktı.Neredeyse tüm maçlarda oynadı ve göz alıcı bir performansla takımın uzun vadeli planlarında yer almasına karar verildi.89-90 sezonunda takımın önemli bir parçası olmayı başaran genç adam, oynadığı 37 maçta 27 gol atarak takımını sırtlamış, Hollanda futbolunda adından söz ettirmeye başlamıştı.1990 yazında onun için teklif yapan pek çok kulüp arasından, 14 yaşında bir çocukken onu kovan NAC Breda'yı seçti.400,000 gulden karşılığında NAC'ye geçiş yapan Pierre, takımdaki ilk gününde altyapıda onu kovan antrenörüyle karşılaştı.Aralarında hiç bir diyalog geçmemesine rağmen Pierre o adamın suratına karşı ''Eskiden takımdan kovduğun fakira ama gururlu bir genç vardı, hatırlıyor musun?'' demek isterdi.Fakat asiliğinin yanında muhteşem bir asalet de barındıran Pierre o aşağılık adama cevabı sahada vermek istedi.Oynadığı 4 sezon boyunca 81 gol atmayı başardı.92-93 sezonunda takımın Eredivisie'ye yükselmesinde de, 93-94 sezonunda takımın 1. Ligde tutunmasında da büyük rol oynadı.94 yılında ilk kez Hollanda milli takımına seçildi.Bu onun için büyük bir gururdu.94-95 sezonu devre arasında Celtic takımından gelen teklifle bu peri masalından uyandı.Artık realiteye dönmesinin zamanıydı ve kariyerinde bir basamak daha yükselmesi işten bile değildi artık.Bu sefer NAC onu değil o NAC'yi kullanıyordu.
Celtic o gelmeden önce tam 6 sezondur tek bir kupa dahi kazanamamıştı.Hampden Park'ta çıktığı İskoçya kupası finalinde Rangers ile karşılaşacak olan Celtic, van Hooijdonk'un golüyle kupaya uzanıyordu.Bu onun Old Firm'de attığı ilk goldü.Taraftarların dilinden konuşan bu futbol Robin Hood'u Celtic'te çok güzel günler geçirdi.Ancak kulüp başkanıyla yaşadığı tartışmalar Robin Hood ruhunu alevlendirmişti.Artık forma şansı bulmakta zorlanıyordu ancak taraftar sürekli onun adına yazdıkları şarkıları söylüyordu.Celitcliler onu öz evlatları gibi bağırlarına basmıştı.İrlanda bayraklarının beyaz kısmına onun resimlerini yerleştirmişlerdi.Onun sorununun para olduğunu zanneden aptal Celtic başkanı ''Çok para istiyorsa Rangers'a gitsin.'' diyerek Robin Hood'umuza en ağır yakıştırmayı yapıyordu.Artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını anladığı anda 4.5 milyon pound karşılığında Nottingham Forest'a satıldı.Hiç bir zaman doğruları söylemekten vazgeçmedi.Yolu İngiltere'ye, Portekiz'e, Türkiye'ye düştü.Kariyeri boyunca gittiği her takımda efsane olmayı başardı.Nottingham Forest'ta Kevin Campbell satıldığı için yönetim kurulu toplantısını basmıştı.2000-2001 sezonunda 3 kere antrenör değiştiren Benfica başkanı faturayı ona kesmek istemiş takımdan aforoz edilmişti.bunun üzerine Porto'dan gelen teklifi ''Bu en adi p..venge bile yakışmaz'' diyerek reddetmişti.bunları neden mi yapmıştı?Saf futbol aşkına ve total futbol tutkusuna bağlı kalmak için tabi ki!!! Zira 37 yaşında Old Firm'ün mavi yakasından gelen teklifi bir Celtic efsanesi olduğu için reddetmişti.Fenerbahçe'den aforozu sonucu Beşiktaş'tan gelen teklifi de aynı gerekçeyle reddetmişti.Petrus Ferdinandus Johannes Stevenson van Hooijdonk öldüğü zaman bile akıllarımızdan çıkmayacak, ellerimiz morarana kadar alkışlayacağımız bir futbol kahramanıdır.Şükürler olsun ki onu yakından görme fırsatına eriştim.

GelişineVole

Blog Widget by LinkWithin