İyi ki Varsın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İyi ki Varsın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2009 Pazar

En Sevdiğim 6 Solak


1- Edgar Davids:

En sevdiğim futbolcudur aynı zamanda. Surinam asıllı Hollandalı oyuncunun lakabı "Pitbull" idi. Aşırı derecede glokom (göz tansiyonu) hastası olduğu için taktığı gözlüğü alameti farikası oldu. Belki de sahalarda gördüğüm ilk gözlüklü oyuncu olduğu için seviyorumdur. Adını 7 yaşımdan beri unutmadım :) Kariyerine Ajax'ta başlayan solak önlibero, Milan, Juventus, Barcelona, Inter, Tottenham ve tekrar Ajax formalarını giydikten sonra futbolu bıraktı. Rüya gibi bir takım mazisi olan Davids bir ara Kocaeli'ye de geliyordu az kalsın.

2- Pavel Nedved:

Kişiliği ile ilgimi çekmiştir. Her iki ayağını da kullanabilmesine rağmen solu daha çok tercih eder. Serie A'da yediği tekmeler yüzünden İtalya'nın hiçbir sezonunda tüm maçlarda sahada olamamıştır. 2003'te Avrupa'da Yılın Oyuncusu, 2004'te Altın Ayak ödüllerini almıştır. İtalyan kültürüyle içli dışlıdır. Sakin, mütevazi, profosyonel bir kişidir. Avrupa'da Yılın Oyuncusu seçildiğinde "Zidane gibi biri varken bu ödülü almama şaşırdım." demesi onun kişiliğinin örneklerinden biridir. Kariyerinde Sparta Prag, Lazio, Juventus formaları giymiştir. Lazio'dan Juventus'a 41.2 milyon euro karşılığında transfer olduğunda başkan, "Bize gol atmasını engellemenin tek yolu onu almaktı." demiştir. FM'de onlarca kere Galatasaray'a getirmeye çalışsam da Juventus'tan asla ayrılmamıştır. Galiba o da artık faal bir futbolcu değil.

3- Gheorghe Hagi:

Karpatların Maradonası. Makedon asıllı Romen sanatçı-futbolcu. Ülkemize gelip bizi şereflendiren büyük yetenek. UEFA'nın ve Süper Kupa'nın alınmasının baş aktörlerinden. (Gerçi UEFA finalinde yenilseydik kaybetmemizin baş aktörlerinden olacaktı.) 31 yaşında ülkemize gelene kadar Sportul Studenţesc, Steaua Bükreş, Real Madrid, Brescia ve Barcelona formalarını giydi. Galatasaray'da başlarda çok eleştirilse de sonradan sadece eleştirenlere değil, FIFA 2001'e bile kapak oldu. 10 numarayı da lanetledi. 2001 yılında futbolu bıraktı. Fakat teknik direktörlükte pek başarılı değil.

4- Ryan Giggs:

Kendisi tüm kariyeri boyunca aynı takımda oynayan ve takımının formasını en çok giyen futbolcudur. Gençken Alex Ferguson tarafından evi bizzat ziyaret edilerek takıma kazandırılmıştır. Man Utd'da 825 maçta 254 golü var. Ayrıca birsürü de kupası var. İlk üçten farklı olarak kendisi hala futbolculuğa devam etmekte :)

5- Juan Pablo Sorin:

İlginç bir kariyeri var. Her takımda tadımlık oynamış. PSG'de kariyerinin en iyi maçlarını çıkartıp, Cruzerio'dan sonra Villarreal'e transfer oldu. Burada 2 sezon kaldıktan sonra Hamburg'a geçen Arjantinli bir sezon oynadıktan sonra serbest kaldı. Kimseden teklif gelmeyince eski kulübü Cruzerio'ya döndü. Gol atınca ağlamaklı bir sevinci var bu adamın.

6- Harry Kewell:

Sadece bu sezonki futboluyla aşırı derecede takdirimi kazandı. Sezonun büyük kısmında güzel performans gösterdi. Bordeaux'ya dehşet bir gol attı. Yeri geldi stoper bile oynadı. Umarım uzun yıllar oynadıktan sonra da futbolu aynı takımda bırakır Oz Büyücüsü.

22 Nisan 2009 Çarşamba

İyi ki Varsın #2: Luca Toni

20'li yaşlarda Serie C1'de bile kendine zor yer bulan bir adamdı Luca. Oynayacağı takımlara transfer olmak, kendini bir yere ait hissetmek zordu onun için. Modena'da başladığı profosyonel kariyerini Empoli ve Fiorenzuola'da devam ettirmiş ama buralarda da vasatı aşamamıştı. İri yapılı, fiziki kuvveti avantaj gibi gözükse de bu kocaman adam o günlerdeki beceriksizliğinden dolayı "hantal"dan başka bir sıfata layık değildi. Sonra ne olduysa, bir peri değneği mi dokundu bilmem, bu işin böyle gitmeyeceğini anlamış ve kendini çok çalışıp, geliştirmeye adamıştı. Çalışanın başarısız olması çok küçük bir ihtimaldi ki Luca da bu ihtimale yer vermemişti zaten. İlk kendini gösterdiği yer Serie C1 takımı Lodigiani oldu. 31 maçta 15 gol atarken antrenmanlardaki çalışkanlığı, herkes gittikten sonra kalıp kendi kendine yaptığı ekstra çalışmalarla antrenörünün ve yerel gözlemcilerin gözüne girmişti.

Ertesi sene bir üst küme olan Serie B'de, Treviso'da buldu kendini. Burada da sert, defansif futbola rağmen aynı gol sayısına ulaşınca ertesi sene Vicenza tarafından transfer edildi. İlk Serie A deneyimi olacaktı bu. Bu arada kendini geliştirmeye hiç aralıksız devam etti. Antrenörlerinden bolca yardım aldı. Her seferinde ödevini tam yapmış bir öğrenci gibiydi.

Vicenza, düşmemeye oynayan bir takımdı ve bu 1,96'lık çalışkan forvetin attığı 9 gol büyük katkıydı kendilerine. Ertesi sezon Brescia'ya geçti Luca. Burada 2 sezonda attığı 15 gol vasat olsa da adını duyurmuştu bir kere. 5 milyon avroya asıl patlama yapacağı yere, Palermo'ya geçti. O sene Palermo, Serie A'ya çıkmayı ciddi olarak isteyen bir kulüptü. İlk sezondaki 30 (gol kralı oldu), ertesi sezon da Serie A'da attığı 21 golle fırtına gibi esti. 30 yıldan sonra tekrar en üst lige çıkan takımını sırtlamayı başardı. Bu performansıyla büyük yapılanma içerisinde olan Fiorentina'ya 8 milyon avroya geçen Toni, buradan milli takımın ilk 11'ine kadar yükseldi. Fiorentina'da ilk sezonda 31 gol gibi dehşet bir sayıyla gol kralı olmasının yanı sıra Avrupa Altın Ayakkabı Ödülü'nü de aldı. Bununla da kalmadı. Sezon sonunda ülkesinin katıldığı ve "Hayatımın en büyük hayali." dediği Dünya Kupası'nı aldı. Bir sezon daha Mor Menekşeler'de oynayıp 16 gol atan Çirkin Ördek, 11 milyon avroya Bayern Münih'in yeni forveti oldu. Gelir gelmez gollerini atmaya başladı. 24 golle Bundesliga'da ve 10 golle UEFA Kupası'nda gol kralı oldu.


Bu sezon biraz formsuz olsa da, takımı köü gitse de hatta olmayacak duaya amin misali Şampiyonlar Ligi şampiyonluk kupasını aldıkları zaman için "Münih'in merkezi Marien Meydanı'nda çıplak koşacağım." dese de ligler kariyerinin 200. golüne ulaşmasına 2 gol kaldı.
Azmin ve çalışmanın en güzel örneklerinden olan Luca Toni benim hep favorilerimden kalacak.

23 Ocak 2009 Cuma

İyi ki Varsın #1: Marco Materazzi


Futbolun çirkin ama bir o kadar karizmatik yüzü, kırmızı kart manyağı, "kafa mağduru" Materazzi şüphesiz ki aklımızda en çok Zidane'a attrdığı kafayla kalacak.

19 Ağustos 1973, Lecce doğumlu solak İtalyan, yerel altyapılarda oynadıktan sonra ilk profesyonel maçına Marsala formasıyla 1993 yılında çıktı. 1995 yılında kariyeri Perugia takımıyla çıkışa geçti. 3 yıl oynadığı Perugia' da 47 maçta attığı 7 gol, hava hakimiyeti (193 cm), mücadeleciliği ve bir İtalyan defansına has sertliği (aslında çok daha sert) ile ün saldı. Gerçi arada Serie C1/A takımı Carpi ile 18 maç - 7 gol gibi bir macerası da var. 98-99 sezonunun başında Everton' a 2,8 milyon pounda transfer oldu. Everton' da 27 maç oynayıp 1 gol attıktan sonra ertesi sezon Perugia' ya geri döndü. "Manyaklar" takımının en asil üyelerinden olan "Matrix", 2 sezon Perugia' da oynadı. 51 maçta maçta 15 gol attı. 2001'de attığı 12 gol ile Daniel Passarella' ya ait "Serie A' da Bir Sezonda En Çok Gol Atan Defans Oyuncusu" ünvanını ele geçirdi. Bu performansıyla 10 milyon avroya Inter 'e transfer oldu. 2001'den beri Inter formasıyla 150'den fazla maça çıktı. Defansın kilit isimlerinden oldu. Inter' e transfer olduğu sene giymeye başladığı milli takım formasını 41 maçta terletip 2 de gol attı. 2004 ve 2008 Avrupa Şampiyonalarının yanı sıra 2002' de ve kupayı kaldırdıkları 2006 Dünya Kupası'nda da milli takımda yer almaktaydı.


2007 yılında Serie A Yılın Defansı Futbolcusu seçilmesinin yanında kariyerinde 2 İtalyan Kupası (2005, 2006), 2 İtalyan Süper Kupası (2005, 2006) ve 3 Serie A (2006, 2007, 2008) şampiyonlukları bulundurmakta.

GelişineVole

Blog Widget by LinkWithin